- Dolar: 44.6676 - Euro 52.6576
EUR Alış: 52.6576
EUR Satış: 52.8686

“ÖRGÜTLÜ GÜCÜMÜZLE BU DÜZENİ DEĞİŞTİRECEĞİZ…


  • Milas Havadis - Nisan 8, 2022 -

Eğitim Sen Muğla Şube Yürütme Kurulu bir basın açıklaması yaparak, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesindeki atamaların liyakate göre değil, gücün istek ve inisiyatiflerine göre yandaş kadrolaştırılmanın bir aracı haline getirilmesine son verilmesi gerektiğine vurgu yaparak, aksi uygulamaların üniversiteleri itibarsızlaştıracağına dikkat çekti.

Yapılan açıklama şöyle:

“Basına ve Kamuoyuna

Demokratik hakların kullanımının giderek zorlaştığı sistem ile ülkemizin giderek koyulaşan karanlık bir dönemden geçtiği açıkça ortadadır. Ekonomik krizin iyice derinleştiği, işsizliğin görülmemiş düzeyde arttığı, adaletin yerle bir edildiği, hak arayan emekçilerin, öğrencilerin ve aydınların üstünde yoğun bir yargı baskısının oluşturulduğu bu günlerde, “akademik özgürlük” ve özgür-özerk üniversiteler mücadelesi, demokratik bir zihniyet dönüşümünü ve aydınlanmayı tüm ülkemiz açısından gündemleştirmektedir.

Üniversitelerin pek çoğu, ülkedeki siyasi erk mücadelesinin büyük bir şiddetle somutlaştığı kurumlara dönüşmüştür. İnsan, toplum ve doğa yararına bir yükseköğretimi odağımıza alarak yükseköğretim alanına baktığımızda, yükseköğretimin gün geçtikçe daha “pahalı” hale geldiği, kamusal kaynakların özgür bilim için değil, “makbul” bilim için seferber edildiği görülmektedir. Bu nedenledir ki yükseköğretim alanındaki niteliksizleşme, yükseköğretim hizmetine ulaşmada gittikçe artan eşitsizlik, daha belirsiz görev tanımları, daha esnek çalıştırma biçimleri, sistemin dayattığı rekabet ile birbirine daha da yabancı hale gelmiş olan bilim emekçileri, YÖK eliyle örülmüş ilişkilerin sonucu olarak akademik yükseltmelerde gittikçe artan adaletsizlikler söz konusu ticarileştirme politikalarının sonucu olarak görülmelidir.

Üniversiteler;

Üniversite bileşenlerinin iradesi yok sayılarak kayyumlarla yönetilmek istenen,

Öğretim üyeleri hak ettikleri kadroyu alabilmek için yıllarca bekletilen,

Makbul görülmeyen akademisyenlerin görevlerine keyfi ve hukuksuz şekilde son verilen,

Araştırma görevlilerine “araştır da gör” diyen, “başarılı” olduklarında ise “sözleşmeniz bitmiştir” diyerek kapıyı gösteren,

Para karşılığı tez yazdırılan ve akademik atıf çetelerine yol verilen,

İdari ve teknik personeli ve hakları yok sayılan,

Öğrencilere özgürlüğü ve demokratik bir öğrenme iklimini sunmak yerine “diploma pazarlayan”

kurumlara dönüştürülmüştür!

Uzunca bir süredir Türkiye’de kamu kurum ve kuruluşlarında, devletin en yüksek kademelerine atamalarda liyakat ve kadrolaşma en fazla konuşulan meselelerden biri olmuştur. Bu kapsamda Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde yönetimin toplu olarak istifa etmesiyle başlayan süreç, üniversitedeki ve yerel kamuoyundaki tartışma gündeminin başına yerleşmiştir.

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesindeki çok sayıda öğretim elemanımızın kadro problemiyle karşı karşıya olduğu gözlenmektedir. Bu kapsamda 200`e yakın bilim emekçisinin doktor öğretim üyeliği , 80`den fazla bilim emekcisinin Doçent unvanını almış olmasına rağmen Doçentlik kadrosu beklediği, 50`den fazla bilim emekcisinin doçentlikte 5 yılını doldurmasına rağmen profesörlük kadrosuna atanmadığı gözlemlerimizin arasınsındadır. Bunu somutlaştırmak gerekirse 2015 yılında doktorasını bitirdiği halde hala da öğretim üyesi kadrosunu bekleyen, 2013 yılında Doçent olarak atanmasına rağmen 2019 yılından beri profesörlük kadrosu bekleyenlerle karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz. Mevcut akademik koşulları sağlamasına rağmen son derece ‘keyfi’ nedenlerle çok sayıda akademisyene yıllardır kadro unvanlarını verilmezken. Bazılarının ‘Başarıları’ da adeta yazgı gibi sorunsuz bir şekilde devam etmekte,  kariyer basamakları hızla tırmanılmaktadır.

Çok sayıda akademisyenin kadro problemiyle karşı karşıya kalması akademik faaliyetlere doğrudan etki etmekte, akademisyenlerin özlük hakları üzerinde sonuç doğurmaktadır.  Akademik gereklere ve liyakate değil, gücün istek ve inisiyatifine göre işleyen bu süreç, akademinin ve akademisyenlerin baskı altında tutulmasının, üniversitelerde yandaş kadrolaşmanın bir aracı haline gelmiştir.

Üniversitelerimiz 84 milyonun emeğiyle, kamunun var ettiği, ülkenin yarınlarının akılla, bilimle inşasını sağlayacak kurumlarımızdır. Kaynakların tüm toplumun ve kamunun yararı için kullanılması temel hedef olmalıdır. Hâlihazırda üniversite eğitiminin sorunlarına çözüm bulmak yerine kadrolaşmanın temel alınması üniversite açısından da toplum açısından da mezun sayılarını artırmaktan başka bir işe yaramayacağı açıktır.

Üniversitelerin kurumsal özerkliği, bilimsel bilgi üretiminin, hakikat arayışının, akademik özgürlüklerin, düşünce ve ifade özgürlüğünün dışarıdan gelecek müdahaleler karşısında korunmasını ifade etmektedir.

Muğla halkının katkı sunduğu üniversitemizi itibarsızlaştıran, emek veren bilim emekçilerinin katkılarını yok sayan, kurumsallaşmanın, iş barışının ve çalışanlarının motivasyonunu olumsuz etkileyen, üniversitenin şehirle bağını koparan bu tür haberler hepimizi derinden üzmektedir.  Bu durum  eğitim yoluyla, bir gelecek hayali kurmanın önünde engel olmaktadır., Adalet duygusu ve yurttaşlık bağı zayıflamış her 10 gençten 6’sı yurt dışına gitme hayali kurmaktadır. Kamu kaynaklarının tüm yurttaşlara eşit yurttaşlık ilkesi ve kamu yararı gözetilerek sunulması hepimizin  en büyük sorumluluğudur.

Nitelikli eğitim, eleştirel düşünce ve yaratıcı araştırmanın yolu; standardizasyon ve akreditasyondan/dışsal denetimden değil, demokratik katılım ve kamusal denetimden geçmektedir. Etkinliklerin/işin en iyi denetim yolu; akademik topluluğun öğrencisi ve tüm çalışanlarıyla demokratik kurullar yoluyla değerlendirme ve denetimi; bilimsel özgürlüğü ve kurumsal özerkliği zedelemeden bunun kamu denetimiyle desteklenmesidir.

Anayasanın 90. maddesine göre Anayasa hükmünde olan başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), ILO Sözleşmeleri (87, 98 ve 111 no’lu sözleşmeler), Avrupa Sosyal Şartı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, BM Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, BM Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, BM Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Uluslararası Sözleşme, Akademik Özgürlük ve Yükseköğretim Kurumlarının Özerkliği Hakkında Lima Bildirgesi (Lima), Yükseköğretim Akademik Personelinin Durumuna İlişkin UNESCO Tavsiye Kararları ile garanti altına alınmış olan hak ve özgürlüklerimizi hatırlatmak isteriz.

Bugün ülkemizde hala üniversitelerden ve akademiden umudu kesmemişsek eğer, üniversite bileşenlerinin bir biçimde akademik özgürlüğe ve üniversitelerin kurumsal özerklik fikrine sahip çıkma mücadelesini canlı tutması sayesindedir. Eğitim Sen olarak, bu karanlık tablo karşısında bulunduğu yer neresi olursa olsun, tek başına ya da kolektif biçimde direnen herkesi selamlıyor, örgütlü gücümüzle bu düzeni değiştireceğimizi yineliyoruz.

Üniversitede ciddi bir kamu hizmeti yürütüldüğünün bilincinde olan; her türlü baskıdan uzak, evrensel ve özgür düşüncenin üretilmesine, demokratik tartışmaya zemin yaratan; kurumsal yararı ve akademik ilkeleri kişisel önceliklere ve çıkarlara, küçük hesaplara kurban etmeyen; eleştiri ve itiraz hakkına saygı duyan; üniversiteyi, üniversitenin tüm bileşenleriyle birlikte yönetilebilecek bir üniversite yönetimine her türlü katkıyı sunacağımızı belirtiriz. Tüm üniversite bileşenlerini üniversitelerine sahip çıkmaya çağırıyoruz”

EĞİTİM SEN MUĞLA ŞUBE YÜRÜTME KURULU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir





İlginizi Çekebilir